HDP davası… İki ayda kararı değişen iki üye

Aytunç Erkin’in ilgili yazısı şu şekilde:

HDP kararını veren iki kritik AYM üyesi
“Herkes seçim sonrasına odaklandı. Cumburbaşkanı Erdoğan ya da Kemal Bey’in seçimi kazanma durumuna göre pozisyon belirliyorlar. Bu durum bürokraside de böyle yargıda da…”

Ankara koridorlarını ve yargı dünyasını yakından takip eden bir isim “herkes pozisyon belirliyor” bilgisini neden benimle paylaştı? Çünkü; Anayasa Mahkemesi’nin HDP’nin bloke kaldırma kararı, yeni bir döneme işaret ettiği için.

Neden mi?

Anlatayım:

Önce sizinle 4 Şubat’ta kaleme aldığım yazımı hatıratmak istiyorum:

“… Yazmasam olmaz! Önceki gün Anayasa Mahkemesi’nin yeni başkanı seçildi. Zühtü Arslan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın işaret ettiği ve ‘istediği’ üye İrfan Fidan’ı yendi! Evet; yendi. Bu durum özellikle muhalefette ve medyasında ‘alkışlarla’ karşılandı, 14 Mayıs seçimleri öncesi Erdoğan’ın artık kontrolü kaybettiği yazıldı, çizildi. Hatta… ‘Siyasal İslam’ üzerinden çalışmaları olan ve AKP’yi “Neo-Abdülhamit” çizgisini savunduğu için ideolojik anlamda eleştirenler bile bu koroya katıldı. Hak-Yol’un tercihleriyle Zühtü Arslan bir kez daha seçildi.”

Evet…

9 Mart’ta Anayasa Mahkemesi (AYM), Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kapatılması istemiyle açılan davada, partinin Hazine yardımı bulunan hesaplarına geçici bloke kararını kaldırdı. HDP, Hazine yardımı alabilecek. Mevzuata göre HDP’ye bu yıl seçim yılı olduğu için 539.5 milyon TL Hazine yardımı yapılacak. Kulislerde, seçim sürecinde kritik önem taşıyan karar kıl payı farkla 8’e karşı 7 oyla ve oyçokluğuyla alındı. Kadir Özkaya, Muammer Topal, Recai Akyel, Basri Bağcı, İrfan Fidan, Kenan Yaşar ile Muhterem İnce karşı oy kullandı.

Şimdi iki ay öncesi dönelim…

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, HDP’nin kapatılması talebiyle açtığı davada, partinin “Terör örgütü ile organik bağının devam ettiği, Hazine kaynaklarının terör örgütüne aktarıldığı” gerekçesiyle Hazine yardımı bulunan hesaplarına bloke konulmasını istemişti. AYM, 5 Ocak’ta HDP’nin Hazine yardımı ödenen hesaplarına tedbiren geçici bloke konulmasına karar vermişti. Peki o zaman oylama kaça kaç bitmişti? 9’a 6… 9 AYM üyesi ‘bloke’ yönünde oy kullanmıştı.

Peki iki ay sonra ne oldu?

8’e karşı 7 oyla, HDP’nin, hazine yardımı bulunan hesaplarına geçici bloke kararı kalktı. Yani… 5 Ocak’ta HDP aleyhini oy veren iki üye lehte oy verdi. Yargı koridorlarında bu durum “pozisyon belirleme” diye değerlendirildi. Yine konuşulanlara göre; “2 Şubat’ta İrfan Fidan’a karşı yeniden seçilen AYM Başkanı Zühtü Arslan etkisi” değerlendirmesi yapıldı.

Siyaset koridorlarındaysa şu cümleleri duydum: “AKP ve Beştepe’de kendilerini ‘özgürlükçü kanat’ olarak tanımlayan isimler ‘HDP gerçeğinden uzak duramayız. Seçimlere parti kapatan, yasakçı görüntüyle gitmek doğru değil’ diye konuşuyor. AYM seçimlerinde de bu isimle Zühtü Arslan’ın seçilmesini istedi.”

SORU ŞU: AYM’nin bu kararına Erdoğan ne dedi? Rahatsızlık duydu mu?

Bir not daha:

Ankara’da, AKP’nin HDP siyasetini yakından takip eden isimler son dönemde kapalı kapılar ardında önemli toplantıların olduğuna dikkat çekiyor. Özellikle siyaseten son dönemde ön planda olmayan Erdoğan’ın yakınında olan bir ismin ekibiyle “çalışmalar” yaptığı konuşuluyor. Bu çalışmalarda, Kürt oylarının bir bölümünün Beştepe’ye nasıl döndürülebileceği masaya yatırılıyor. Kolay mı? Değil! O “çalışmaları” yapan isimlerin strateji konusunda daha netleşmediği bilgisi de bir not olarak kayda geçsin! Ancak uluslararası boyutta da görüşmelerin sürdüğü iddialar arasında. İzlemeye devam…”

İŞTE O İSİMLER

Hürriyet köşe yazarı Sedat Ergin de köşe yazısında ‘AYM’nin son kararı HDP’nin kapatılması ihtimalini uzaklaştırdı mı?’ başlıklı yazı kaleme aldı.

Ergin’in yazısının ilgili kısmı şu şekilde:

“Anayasa Mahkemesi önceki günkü toplantısında Halkların Demokratik Partisi (HDP) hakkında yürümekte olan kapatma davasında biri sözlü savunmanın ertelenmesi, diğeri bu partiye hazine yardımına konmuş blokajın kaldırılmasına ilişkin iki önemli karar aldı.
Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçiminin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dünkü açıklamasıyla birlikte 14 Mayıs’ta yapılacağının büyük ölçüde kesinleşmesinin 24 saat öncesine rastlayan bu AYM kararlarını nasıl değerlendirmeliyiz? Özellikle birinci karar HDP’nin seçim öncesinde kapatılabilmesi ihtimali açısından nasıl bir durum yaratıyor? Bu ihtimali uzaklaştırdı mı?

Önce birinci kararla başlayalım. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin’in 10 Ocak tarihinde AYM’de mahkeme heyeti önünde sözlü açıklama yapıp kapatma talebini tekrarlamasından sonra, HDP’ye buna karşı sözlü savunmasını yapabilmesi için 14 Mart tarihi verilmişti mahkeme tarafından. Yani önümüzdeki salı günü…

HDP, geçen pazartesi günü (6 Mart) AYM’ye bir dilekçeyle başvurarak, gerek deprem felaketi gerek 11 Şubat tarihli “Olağanüstü Hal Kapsamında Yargı Alanında Alınan Tedbirlere İlişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi”ne dayanarak, sözlü savunmanın “üç ay süreyle” ertelenmesini istedi. HDP’nin bu talebi, sözlü savunmanın 6 Haziran tarihine, yani 14 Mayıs gibi belirmiş olan muhtemel seçim tarihinin üç hafta sonrasına kalmasını içeriyordu.

AYM Genel Kurulu, bu başvuru karşısında önceki gün “oybirliğiyle” aldığı kararında HDP’nin sözlü savunmasını 11 Nisan tarihine, yani bundan bir ay sonrasına ertelemiştir.

Bu yönüyle AYM kararı HDP’nin üç aylık talebinin gerisinde kalıyor. Bir başka anlatımla, HDP’nin sözlü savunması seçimden yaklaşık bir ay önce yapılacaktır. Bu zamanlama HDP hakkındaki kapama davasında belirsizlik ihtimali anlamında kritik bir durum yaratacaktır.

NitekimHDP Eşbaşkanı Prof. Mithat Sancar, dün sabah FOX TV’de yaptığı açıklamada AYM kararıyla HDP açısından “belirsizliğin devam etmekte olduğunu” belirterek, “24 ay bekleyen AYM bir ay daha bekleyemez miydi diye bir soru haklı olarak sorulabilir. Bu dava seçim süreci başladığı anda artık görülüyor olmamalı. Yani karar net ve resmi biçimde seçim sonrasına bırakılmalı. Bunun için de gerekli başvuruları yapacağız” diye konuşmuştur.

AYM, bu kararını alırken iki mülahazayı “göz önünde bulundurduğunu” belirtiyor. Bunlardan biri “yaşanan deprem felaketi”, yani ortaya çıkan olağanüstü durumdur.

Mahkeme, ikinci faktör olarak ilgili Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümlerini de göz önünde bulundurduğunu söylüyor kararında. Söz konusu Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin ikinci maddesinde, OHAL ilan edilen illerde yargı alanında hak kayıplarının önlenmesi amacıyla “bir hakkın doğumu, kullanımı veya sona ermesine ilişkin tüm sürelerin 6 Şubat tarihinden itibaren 6 Nisan tarihine kadar duracağı” belirtiliyor.

AYM, aslında sözlü savunmayı 11 Nisan’a ertelerken Cumhurbaşkanlığı kararnamesindeki süreyle kendini tam olarak bağlı hissetmemekle birlikte, yine de buradaki iki aylık marja yakın bir tarih vermiştir.

Peki bu erteleme pratikte ne anlama geliyor? HDP’nin savunmasını 11 Nisan tarihinde yaptığını varsayalım. Bu durumda 14 Mayıs’taki seçime 33 günlük bir süre kalıyor.

Bu kadar kısa bir zaman içinde yüksek mahkeme kapatma davasında sonraki bütün aşamaların hepsini kısa zamanda sonuçlandırıp HDP hakkında bir karar alabilir mi? Daha açık soralım: Seçim öncesi bir sürpriz olabilir mi? Yani seçim kampanyasının sonuna gelindiği, herkesin oyunu kullanmaya hazırlandığı bir sırada mahkemeden bir kapatma kararı çıkabilir mi?

Burada bir dizi kritik faktör söz konusu. Bunlardan birincisi raportör faktörü. Sözlü savunma yapıldıktan sonra top bu dosyaya bakan AYM raportörünün sahasına giriyor. Raportörün sözlü savunmayı da değerlendirmeye alıp davayla ilgili nihai görüşünü bir rapor haline getirerek Başkan’a sunması gerekiyor.

Dolayısıyla raportörün temposu ve aynı zamanda 50 bin sayfaya yaklaştığı anlaşılan dosya yükünün bu ihtimale ne ölçüde izin vereceği bu çerçevede kritik sorular olarak beliriyor.

Bir varsayım olarak raportörün hazırladığı değerlendirmeyi 14 Mayıs’tan önce AYM Başkanı Prof. Zühtü Arslan’a verdiğini kabul edelim. Bundan sonraki kritik adım Başkan’ın masasında düğümleniyor. Çünkü AYM yasası ve içtüzüğüne göre genel kurulu toplantıya çağırmak Başkan’a ait olan bir yetki.

Raportörün süratli hareket ettiği bir senaryoda bile kritik nokta Prof. Arslan’ın bu yetkisini nasıl kullanacağı sorusunda düğümleniyor. Tabii raportör zamana ihtiyaç duyduğu takdirde zaten Başkan’ın bir karar alması gerekmeyecektir.

Üçüncü bir faktör daha var. Kapatma kararı alınabilmesi için Anayasa’nın 149’uncu maddesine göre üçte iki çoğunluk, yani AYM Genel Kurulu’ndaki 15 üyeden 10 üyenin oyu gerekecektir.

Şimdi AYM’nin dün aldığı ikinci kararına gelelim. Hatırlanacağı gibi mahkeme, geçen 5 Ocak’ta Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın talebi üzerine HDP’ye yapılacak devlet yardımının banka hesabına “tedbiren bloke konulmasını” öngören bir ara karar almıştı.

HDP, 17 Şubat tarihinde verdiği savunma dilekçesi ile devlet yardımına bloke kararının kaldırılmasını talep etti. AYM Genel Kurulu, önceki günkü toplantısında bu başvuruyu da inceledi. AYM, bu incelemede “tedbir kararını yeniden değerlendirip, tedbir kararı verilebilmesi için gerekli koşulların bulunmadığının anlaşıldığı” sonucuna vardı. Mahkeme, bu çerçevede Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın tedbir talebinin reddine ve5 Ocak’ta konmuş tedbir kararının kaldırılmasına karar verdi.

Bu kararın önemli bir sonucu, seçim menziline girildiği bir sırada HDP’nin seçim kampanyasını yürütürken mali açıdan rahat bir nefes alabilecek olmasıdır. Bu durumda 179.8 milyon lira üzerindeki blokajın hemen kalkması gerekmektedir. Ayrıca, bunun dışında yasal koşulları karşılayan diğer partilerle birlikte HDP’ye Hazine’den yapılacak bir seçim yardımı da söz konusudur.

Görüleceği gibi, AYM aslında ilk kararının üstünden yaklaşık iki ay kadar sonra kayda değer bir tutum değişikliğine gitmiştir. Blokaj kararı geçen ocak ayında 6 aleyhte oya karşı 9 lehte oyla alınmıştı. AYM’de hak eksenli çizgide giden ve sıkça azınlıkta kalan Başkan Prof. Zühtü Arslan, Engin Yıldırım, Emin Kuz, Yusuf Şevki Hakyemez ile genellikle çoğunlukla birlikte hareket eden Yıldız Seferinoğlu ile Selahaddin Menteş muhalefet şerhi düşen altı kişilik grubu oluşturmuştu.

İlginç bir nokta, 5 Ocak’taki ilk oylamada sürpriz bir şekilde blokaj yönünde oy kullanan Başkan Vekili Hasan Tahsin Gökcan’ın ve ayrıca yine ilk oylamada çoğunlukla birlikte hareket eden Rıdvan Güleç’in bu kez tutum değiştirerek, blokajın kaldırılması yönünde tutum almalarıdır. Bu durumda ilk oylamadaki 9’a 6 olan blokaj yönündeki oylama kalıbı, bu kez 8’e 7 blokajın kalkması yönünde şekillenmiştir.

Prof. Zühtü Arslan’ın geçen 2 Şubat’ta Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na sürpriz bir şekilde yeniden seçilmesinin hemen sonrasında bu köşede kaleme aldığımız bir değerlendirmede, bu sonucun “AYM’de biraz sürprizlere açık bir döneme girebileceğimizin işaretini verdiğini” belirtmiştik.

O tarihte HDP’nin sözlü savunmasının ertelenmesi gündemde değildi. Aynı yazıda Prof. Arslan’ın oy pusulalarının basılmış olduğu bir sırada kapama davası için AYM’yi toplantıya çağırması yönündeki beklentilerin de “pek gerçekçi görünmediğini” belirtmiştik. Kuşkusuz Türkiye’de hiçbir ihtimali dışlamamak gerekir. Ama ben ihtiyat payını bıraktıktan sonra yine aynı yerde duruyorum.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir